Bir Hafızanın, Bir Duygu İkliminin Çekilen Renkleri
Dil, bir medeniyetin canlı hafızasıdır. Taş binalar yıkılır, sınırlar değişir; fakat bir milletin duygu dünyası, ahlak anlayışı ve varoluşu anlamlandırma biçimi kelimelerde yaşamaya devam eder. Ancak modern zamanlarda dile yaklaşımımızda derin bir kırılma yaşanıyor: Yüzyılların imbiğinden geçerek biçimlenmiş kadim sözcüklerimizi "eski" etiketiyle rafa kaldırıyor, yerlerine koyduğumuz tek boyutlu karşılıklarla yetinmeye çalışıyoruz.
Oysa kelimeler eski ya da yeni değildir; kelimeler köklü ya da yüzeyseldir. Kadim kelimelerin lugatımızdan çekilmesi, sadece bir kelime kaybı değil; insan ruhunun ince kıvrımlarını ifade etme kabiliyetimizin yok olmasıdır.
İşaret Tabelası Kelimelerden Sanat Eseri Kelimelere
Günümüz dil anlayışı, kelimeleri neredeyse yalnızca bir eşyayı ya da durumu tanımlayan "pratik araçlar" olarak görür. Oysa kadim dilde kelimelerin bir ruh sarsıntısı, bir musikisi ve bir mimarisi vardı.
Örneğin, günümüzde basitçe "üzüntü" deyip geçtiğimiz ruh hali, kadim dilin renk kartelasında tek bir tona mahkûm edilmezdi:
Çaresizlikten doğan derin elem için yeis,
İçten içe büyüyen, insanı olgunlaştıran o asil burukluk için hüzün,
Kayıp ve felaket karşısındaki ağır sarsıntı için keder,
Gönlü yaralayan anlık kırgınlıklar için teessür denirdi.
Tüm bu farklı ruh iklimlerini tek bir "üzüntü" kelimesine sıkıştırmak, bir ressamın paletinden bütün renkleri alıp ona sadece griyi bırakmaya benzer.
Karşılıkların Ötesindeki Derinlik
Yeni dildeki karşılıklar kelimenin gövdesini söyler belki, ama ruhunu ıskalar.
Empati ve Hemhâl Olmak: "Empati", psikolojik ve zihinsel bir kavramdır; karşıdakini anlamayı hedefler. Oysa "hemhâl olmak", aynı hâlle hâllenmek, diğerinin iklimine bürünmek, onun sancısını kendi bünyesinde hissetmektir. Birinde zihinsel bir gözlem, diğerinde ruhsal bir hemşerilik vardır.
İyi Niyet ve Hüsnüniyet: "İyi niyet" amelidir, eylemin yönünü belirtir. Oysa "hüsnüniyet", niyetin özündeki güzelliği, katıksız arılığı ve kalbin ahlaki niyetini temsil eder. İçinde "hüsün" (güzellik) barındırır.
Dayanmak ve Tahammül: "Dayanmak", pasif bir direnci çağrıştırır. "Tahammül" ise kökü itibarıyla "haml" yani yük taşımaktan gelir. İnsanın omzundaki yükün bilincinde olarak gösterdiği asil ve sabırlı duruştur.
Düşünmek ve Tefekkür: "Düşünmek", rastgele zihinsel bir hareketlilik olabilir. "Tefekkür" ise varlığın, olayın ve hakikatin derinliğine inen, hikmet arayan niyetli ve disiplinli bir zihin yolculuğudur.
Gelişme ve Tekâmül: "Gelişme" niceliksel ve maddi olabilir. "Tekâmül" ise olgunlaşmayı, mükemmelliğe doğru içsel ve manevi bir evrimi kapsar.
Kelimelerin Muvazenesi ve Ufuk Kaybı
Kelimelerin ruhunu kaybetmek, düşünce ufkunun da daralması demektir. Çünkü insan, düşündüğü kelimeler kadar derinleşebilir; hissettiği kelimeler kadar anlatabilir. Bir toplum kadim sözcüklerin taşıdığı inceliği, mahcubiyeti, vefayı, merhameti ve zarafeti dilinden çıkardıkça, bu kavramların temsil ettiği değerler de toplumsal hayattan çekilmeye başlar.
"Eski dil" denilerek mesafeli yaklaşılan o sözcükler, geçmişe ait birer fosil değil; geleceğe taşınması gereken estetik ve felsefi mirasımızdır.
Son Söz: Kelimelerin Ruhuna Dönüş
Dili sadeleştirmek ya da anlaşılır kılmak ile dili fakirleştirmek arasındaki ince çizgiyi korumak zorundayız. Zengin bir Türkçe; ne geçmişin ağır ağdalı yapısına hapsolmalı ne de modern çağın sığlığına teslim olmalıdır.
Kadim kelimelerimize yeniden kulak vermek, kelimelerin ruhuna hürmet etmektir. Çünkü bir kelimeyi hatırlamak ve yerli yerince kullanmak, aslında o kelimenin temsil ettiği insani duyguyu, derinliği ve zarafeti hayatımızda yeniden ihya etmektir.