Karar Künyesi: Anayasa Mahkemesi (AYM) Birinci Bölüm, Başvuru No: 2022/81264, Karar Tarihi: 21/4/2026 (Resmî Gazete'de yayımlanmıştır)
İş hukukunda işverenin yönetim hakkı ile işçinin temel hak ve özgürlükleri arasındaki denge, yargı kararlarında sıkça tartışılan konuların başında gelmektedir. Anayasa Mahkemesi (AYM), yerel bir televizyon kanalındaki açıklamaları nedeniyle belediye iştirakindeki iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin başvurusunda kritik bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme, işçinin yaptığı açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına ve feshin son çare olması ilkesinin gözetilmediğine karar vererek Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.
Olayın Özeti ve Yargılama Süreci
Başvurucu , ... Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan E....... Park Bahçe Peyzaj Temizlik A.Ş.'de işçi olarak çalışmaktayken, bir yerel televizyon kanalında yayımlanan programa konuk olmuştur. Programda siyasi görüşü nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, görev yeri değişikliğinin sürgün ve mobbing niteliğinde olduğunu, yöneticilerin adaletsiz ve baskıcı davrandığını ifade etmiştir.
Bunun üzerine işveren şirket tarafından disiplin soruşturması başlatılmış; başvurucunun kurum aleyhine küçük düşürücü, onur kırıcı ve yönetim hakkına müdahale teşkil eden söylemlerde bulunduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi disiplin kurulu kararıyla feshedilmiştir.
Başvurucunun açtığı işe iade davasında;
İlk Derece Mahkemesi : Açıklamaların hakaret ve sataşma niteliğinde olmadığını, iş yerindeki düzene ilişkin eleştiri sınırları içinde kaldığını, feshin haklı veya geçerli bir nedene dayanmadığını belirterek davanın kabulüne ve işe iadeye karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi (Ankara BAM 8. Hukuk Dairesi): İşverenin istinaf talebi üzerine ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak davanın reddine hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun siyasi kimliğini öne çıkardığını, dava yoluyla hakkını aramak varken bu yöntemi seçmediğini ve işverenin kendini savunamayacağı bir ortamda bu söylemlerde bulunmasının geçerli fesih nedeni oluşturduğunu gerekçe göstermiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmeleri
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu devletin negatif yükümlülükleri ve ifade özgürlüğü bağlamında incelemiş ve şu tespitlerde bulunmuştur:
İfade Özgürlüğünün Kapsamı: İşçiler de herkes gibi Anayasa'nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünden yararlanır. Sağlanan güvence, işçilerin işverenleri hakkındaki beyanlarını da kapsamaktadır. Ancak işçinin sadakat yükümlülüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir.
Gerekçelendirme Eksikliği: Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararlarında, işçinin hangi somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğini, iş barışının nasıl bozulduğunu ve işverenin işletmesel menfaatlerinin somut olarak nerede zarar gördüğünü yeterli ve detaylı bir şekilde ortaya koyamadığı belirtilmiştir. Soyut ve genel gerekçelerle feshin geçerli kabul edilmesi hak ihlali doğurmuştur.
Feshin Son Çare Olması İlkesi: İşçinin işini kaybetmesi gibi son derece ağır bir yaptırımla karşılaştığı durumlarda, feshin "son çare" olması ilkesinin uygulanması temel hakların korunması için hayati önem taşır. Daha hafif giderim yolları denenmeden doğrudan iş sözleşmesinin feshedilmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya konulmamıştır.
Sonuç ve Hukuki Etki
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını ve orantısız bir külfet yüklediğini vurgulayarak ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir. Kararın bir örneği, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
Bu karar, iş hukuku uygulamalarında işverenlerin ifade özgürlüğü sınırları içindeki eleştirilere karşı doğrudan ve en ağır yaptırım olan fesih yoluna gitmeden önce somut gerekçeler sunma ve ölçülülük ilkelerine riayet etme zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.